İçeriğe geç

İda Ultra 66K – 2022

Biz Türkiye’deki trail sevdalıları için, kışın gelişini gösteren yarış olsa gerek İda Ultra. Kaz Dağları’nın diğer bir adı olan İda; Homeros’un İlyada’sında çok kere betimleniyor ve Yunan mitolojisindeki tanrıların Batı Anadolu’daki bereket dolu evleri olarak biliniyor. Çoğu katılımcı gibi biz de bu bereketi yerinde görmek adına bu organizasyonu sabırsızlıkla bekler olduk. Ayrıca yılın son küçük tatil kaçamağı olarak da değerlendirdiğimiz İda Ultra, müthiş doğası ve tertemiz havası ile ben ve sevgili eşimi her daim kendisine çekerken; parkurdaki sert çıkışları, teknik inişleri ve çamurlarla geçit vermeyen noktaları da bu yarış için içimde ayrı bir heves oluşturuyor. Bu sene 7.’si düzenlenen organizasyonunu her sene Aralık ayının ilk haftasına denk gelmesi, ne tür bir doğa olayı yaşanılacağınının bilinmezliği biz katılımcılar için bu yarışı daha bir gizemli kılıyor. 2021 Aralık ayında, yarış boyunca, İda’da adeta tanrıların gözyaşları sel olup akmış, dereleri taşırmış ve bu taşkınlar trail sevdalılarına geçit vermezken, bu sene tam tersine parlak güneş ışınları ile parkurun her noktasına adeta mutluluk saçılacaktı. 

Koşu tutkunlarının dört gözle beklediği yaz aylarının bitişi ile hem trail hem de yol koşu sezonu açılmıştı. Bu sene sonunda 2 ana yarış olan İstanbul Maratonu ve İda Ultra 66K’yı radarıma almış ve hızlıca kaydımı tamamlamıştım. İstanbul Maratonu’nda ana hedefim, maratonu sağlıklı bir şekilde bitirmek ve şayet yapabilirsem 3:50’nin altında tamamlamaktı. Yarış öncesi ve hedef sürelerinde, özellikle maratonlarda, her daim kendime gerçekçi olmaya çalışırım. Maalesef bu sene maraton için fazla antreman yapamadım ve artık yapacak zamanım da kalmamıştı. Yumurtanın kapıya dayandığını erken hissedebilmek muhtemelen tecrübe ile oluyor. Maratona 1,5 ay kala yaşadığım aydınlanma ile hızlıca basit bir hazırlık programı ile kendimi belirli bir dayanıklılık seviyesine getirmeye çalıştım. Fazla dillendirmesem de, biliyordum ki ardından gelen İda Ultra için fazla bir hazırlık zamanım olmayacak (yine tecrübe) ve buradaki dayanıklılık seviyemi İda’ya aktarmaya çalışacaktım. İda Ultra 66K parkurunun, maratona nazaran çok daha zorlu olacağını, geçtiğimiz 2 sene boyunca (2019-2021) deneyimleme şansına erişmiştim. İstanbul Maratonu için yaptığım sıkıcı uzun yol antremanları, interval ve recovery koşuları, beni uzun yol yarışları için belirli bir dayanıklılık seviyesine hızlıca taşımıştı. İlk dayanıklılık testimi 6 Kasım 2022 tarihinde düzenlenen 44. İstanbul Maratonu’nu 3:46:32 ile hedef süreme sadık kalıp, dinç bir şekilde bitirerek geçtim ve kendime İda için güven toplayarak trail antremanlarına hız vermeye başladım.

İda Öncesi Aydos Antremanları – Metin Özvarna

İstanbul beton bloklarıyla çevrili bu modern hapishanede, ayaklarına modern köleliğin prangaları vurulmuş bir çok koşu sevdalısının  nefes alabildiği nadir yerlerden biri Aydos Ormanı. Ekibimize de ismini vererek, bizi bir arada tutmayı amaç edinmiş, oyun alanımız olarak da tanımlayabilirim Aydos’u. Her zaman olduğu gibi maraton sonrası İda’ya kalan 1 aylık süreci iyi değerlendirmek ve kendimi trail yarışına hızlıca adapte edebilmek adına kendimi Aydos ormanına attım. Aydos 537 ekibimizin en hızlı maratoncusu ve trail üstadı Metin Özvarna da İda’da 110K parkurunda koşacaktı. Bizler dışında ekibimizin en hızlılarından Beycan Vatansever de – kendisini ne kadar 66K parkuruna ikna etmeye çalışsam da – 38K parkurunda yarışacaktı. Parkuru avucunun içi gibi bilen birkaç kez farklı parkurlarda koşmuş, trail üstadımız Mehmet Ali Ok da küçük bir sakatlığı sebebiyle bu sene koşamayacak, CP’lerde değerli desteğini esirgemeyecekti.

 

Gece Antremanları – Tanzer Satır – Metin Özvarna

Yarış için kalan zamanımızda, Metin Özvarna ile – arada sırada Tanzer Satır da bu antremanlarımıza katılarak -, elimizden geldiğince, birlikte yaptığımız Aydos antremanları sayesinde, üzerimizden maratonun yükünü atıp; kendimizi patikalara, dik çıkış ve sert inişlere adapte etmeye çalıştık. Bu senenin hedeflerinden biri de baton ile koşmaktı. Ancak baton nasıl kullanılır bilmiyorduk, yurtdışından sipariş ettiğimiz batonlarımız yeni elimize ulaşmıştı ve bu yeni oyuncağın en etkili nasıl kullanabilirizin derdine düşmüştük. Her antremana batonlarımızı da getirip olur olmaz yerlerde açıp kapamaya çalışıyor ve alışmaya çalışıyorduk. Uzun mesafeyi deneyimlemiş koşu tutkunlarının ana kuralıdır, “antremanda denemediğin hiçbir şeyi kullanma”. Biz de bu kurala sadık kalmaya çalışıyor ve kafa lambası, baton, suluk vs. tüm malzemeleri, 1 aylık süreçte en etkin şekilde deneyimlemeye çalıştık. 

Yarış haftası gelip çatmış ve cuma günü konaklayacağımız otele doğru değerli eşim Fatma ile yola koyulup makul bir saate otelimize giriş yapıp hızlıca kit teslimine gittik. Bu sene, tüm ekip olarak, organizasyonun başlangıç ve bitiş noktası olan Hattuşa Vacation Termal Hotel’de konaklamakta karar kıldık. 110K ve 66K parkurundaki katılımcılar için yarışın bitiş noktası, otelin giriş kapısının olması -36K Katılımcıları Altınoluk’ta bitirerek, organizasyon servisleri ile finish noktasına dönmektedirler-, lojistik olarak otelde kalan katılımcılar ve destekçileri için oldukça yararlı bir hale dönüşüyor. Cuma günü sağanak olmasına rağmen, yarış sabahı ve sonrasındaki tüm gün, meteroloji verileri 11-16 C gibi bir sıcaklık ortalaması ve parçalı bulutlu bir hava olacağını tahminliyordu. 2021 yılı katılımcıları bilirler, yarış boyunca neredeyse hiç durmayan sağanak yağmur, adeta tüm katılımcıların üzerinden bir çığ gibi geçmiş, parkuru oldukça zorlu bir hale dönüştürmüştü.

2021 Yılı CP giriş-çıkış sürelerimle 2022 yılı tahminlerimi yaptım.

Ancak bu sene 3. kez 66K parkurunda koşacağım ve parkurda başıma nelerin gelebileceğini biraz da olsa kestirebildiğimden dolayı yarış öncesinde kendimi daha sakin ve planlı olmaya odakladım. Hatta yarış öncesinde, 2021 yılı CP sürelerimi de detaylıca inceleyip hangi CP’ye hangi zaman aralıklarında gelebileceğimin planlamasını dahi yapmış, bu verileri sevgili eşim Fatma ve Mehmet Ali Ok ile paylaşmıştım. Olur da CP’lere gelirlerse hangi zaman dilimlerinde gelmeyi planladığımı bilmeleri önemliydi. Bu noktadan sonra hedefim, kendi küçük yarış dünyamda belirlediğim zaman aralıklarında CP’lere gelmek ve sağlıklı bitirmeye dönüşmüştü.

Son keyif çaylarımızı da yudumluyoruz

Maalesef, yarıştan 1 hafta öncesinde başlayan, iş yoğunluğundan ötürü kontrol ettiremediğim hafif diş ağrısı, yarıştan bir gün önce tam da dinlenmem gereken gece fena bir şekilde atağa geçti ve beni uyutmamak için elinden geleni yaptı. Birkaç saatlik kıvranma seansından sonra 3-4 saatlik sakin bir uyku çekebildim. Cumartesi saat 04:30 itibariyle uyanıp, bol su ve esnetme hareketleriyle, biz koşucuların en üst korkularından biri olan, yarış boyunca gelen büyük tuvalet ihtiyacımı sabah giderebildim. Rahat bir oh çektikten sonra Metin Özvarna ile birlikte restauranta inip, yanımda getirdiğim fıstık ezmesi ve – tüm uzun antreman ve yarışlar öncesi, uzun süreli enerji kaynağı olarak fıstık ezmesi yemeye çalışıyorum – hazırladığım hafif kahvaltıyı mideye indirirken son yarış istişarelerimizi tamamladık. Hızlıca odalarımıza dönerek, kıyafetlerimizi giyindik, çantamızı yanımıza alıp, son malzeme kontrollerimizi yaparak ve 06:00’da hareket eden ve bizi başlangıç noktası olan Yeşilyurt Köyü’ne taşıyacak servislerde yerimizi aldık. Yine bu servislerin kaldığımız otel Hattuşa’nın tam önünden kalkması, ulaşım açısından, işimizi çok kolaylaştırıyordu. Yaklaşık 35-40 dk’lık bir otobüs yolculuğu sonrası Yeşilyurt köyüne varmış, son 5-10 dk’mızı üşümemek için köyün kahvesinde geçirmeye karar vermiştik. Kendimi yarış başlangıcı öncesi saran hafif stresin kontrolüne bırakıp etraftaki insanların giyimlerini ve hangi malzemeleri yanına aldıklarını teker teker inceliyordum. Sabah soğukluğuna aldanmayıp şapka, kısa kollu tişört ve şort ile başlamaya karar vermiş; yanıma eldiven, uzun kollu ara katman ve yağmurluğumu almıştım. Ancak insanların giydiği uzun kollu tişört, tayt ve yağmurlukları görünce tedirgin olmadan edemedim. O anda da Metin Özvarna abi, tecrübenin getirdiği rahatlıkla kahvede çayını yudumlayıp yarış zamanının gelmesini bekliyordu 🙂 

Yeşilyurt’ta son kontroller

07:00 itibariyle karanlığa doğru 110K ve 66K parkuru katılımcıları olarak yarışa başladık. Yarışın ilk 2K’sı dik ve taşlı bir çıkışla başlıyordu. Hızlıca yanıma aldığım batonları açıp, kafa lambamı önümü aydınlatacak pozisyona getirip; hem kalabalıktan bir an önce kurtulmak hem de sabah soğuğunda vücudumu sıcak tutmak adına hafif tempolu tırmanışa başladım. Bu arada Metin abi ile yurtdışından getirttiğimiz batonlar çoğu koşucunun batonları ile aynıydı. Muhtemelen herkes bu fiyat/performans batonlarını mantıklı bulup sepetine atmıştı. Sanırım yaptığımız baton antrenmanları işe yarıyordu ve sanki bir uzvumcasına rahatlıkla kullanabiliyordum. Bu hızlanma esnasında farketmeden Metin abi ile koptuğumuzun farkına varıp nasıl olsa Metin abinin en fazla 7-8K sonra beni yakalayacağını düşünerek yola devam ettim. Tırmanış sonrası hafif rampa inişlerini kontrollü inmek çok kritik. Çok fazla hızlanıp ilk andan vücudu yormamak gerekiyor. Hızlıca batonları katlayarak karanlıkta yarışmacılarla birlikte yol almaya devam ettik. İlk 8K sonrasında hava yavaş yavaş aydınlanmış, görece asfalt bir yola çıkmış ve inişe devam ediyorduk. Tahmin ettiğim üzere arkamdan gelen kişi Metin abiydi ve tanıdık bir yüzü görmek beni sevindirmişti. Adatepe istasyonuna kadar, birkaç single track patika ve zeytin ağaçlarıyla donatılmış çamurlu ve dik geçişlerden geçerek planladığımız şekilde ilerliyorduk. Buradaki geçişlerde dikkatli olmakta fayda var. Bazı noktalar oldukça kaygan ve çamurlu olabiliyor. Ayrıca benim gibi uzun insanlar zeytin ağaçlarının dalları altında sıkışıp kalabiliyorlar. Metin abi ile güzel bir tempo ile devam edip 08:46’da istasyona ulaştık. Güneşin çıkması ile birlikte havanın gece soğukluğu iyice kaybolmuş, yerini mükemmel bir koşu sıcaklığına bırakmıştı. 15K’yı devirirken ilk başlarda olsa da düzenli olarak su içmeyi ihmal etmemiş, hatta 500ml x 2’lik suluklarımın yarısını neredeyse bitirmiştim. Hızlıca su ikmali yaparak Adatepe’den ayrılıp Doyran’a doğru yola çıktım. Doyran’a kadar yaklaşık 14K’lık mesafede, inişli çıkışlı, toplamda 600+ metre yükselti kazanımı geçecektik. Artık Metin abi ile ayrılık vaktiydi, kendisi 1-2K sonrasında tamamen gözden kaybolmuştu. Biraz daha ilerledikten sonra, artık tamamiyle parkurda yalnız başına olduğumu hissettiğim zamanlar gelmişti.  20K’daki dere geçişi de hafiften yorulmuş ayaklarımızın kendine gelme zamanıydı. Ayak bileklerimizi aşan dere içinden geçerken, ayakkabılarımızın ve çoraplarımızın buz gibi suda ıslanması, dışarıdan bakan biri için oldukça antipatik gibi görünse de parkurdaki her koşucunun oldukça zevk aldığı bir durum diye düşünüyorum. Bir önceki gün yağan yağmur ile birlikte toprak iyice yumuşamış ancak çamurlaşma seviyesine geçmemişti. Bu da yolu yorulmadan katetmemizi mümkün kılmıştı. İda Ultra’nın en büyük özelliklerinden biri de, tüm CP’ler sert bir iniş ya da çıkışın sonunda olmasıdır. Doyran da bunlardan biri olma özelliğini korumak adına, CP’ye kalan son 3K’da ciddi bir tırmanış yapmak gerekiyordu. 

Eşim Fatma doğal yaşam alanımda beni fotoğraflıyor

Tırmanışı tamamlayıp, 2. CP olan Doyran’a ulaşmaya yakın, sevgili eşim Fatma, Mehmet Ali Ok ve ailesini karşımda gördüm. Bana sürpriz yapmak için gelmişlerdi. Tırmanıştaki yorgunluk bir anda üzerimdem uçup gitmiş, oldukça mutlu olmuştum. Böyle anlarda, insanın sevdiklerini görmesi, en iyi dopingden daha etkili oluyor. Hızlıca Mehmet Ali Ok ile durum değerlendirmesi yapıp CP’ye doğru devam ettim. Eşim ve Mehmet Ali abi de CP’ye benimle geldiler. Tırmanış oldukça yormuş, orman içindeki nem sebebiyle suyumun neredeyse tamamını bitirmiştim. Hızlıca 2 suyumu doldurup, 1 tanesine Wup Elektrolit karışımını ekledim. Wup elektroliti ilk kez bu sene İstanbul Maratonu için yapmış olduğum uzun antremanlarda deneyimleme şansına erişmiş, yarışta da çok faydasını görmüştüm. Bu yarışta da elektrolit ihtiyacımı bu ürünle ve CP’lerde içtiğim sodalarla gidermeyi hedeflerken, fazla şekerli ürünler yemek yerine daha tuzlu ve midemi rahatlatacak ürünler yemeyi tercih ediyorum. Bu CP’de de küçük bir muz ve kaşar peyniri ile birlikte, 1 şişe soda ve çok az da kola içtim. 30. KM’yi dinç bir şekilde devirmiş, neredeyse yarışı yarılamış durumdaydım. Sevgili eşim Fatma ve Mehmet Ali Ok ile Dedepınar CP’sinde görüşmek üzere anlaşıp yola koyuldum.

Doyran Hatırası – Mehmet Ali Ok

Doyran CP’sinden ayrılmamla birlikte, Sanayi CP’sine ulaşmak için yaklaşık 3K’ya yayılan 290+ metre yükseklik kazanımlı tırmanıştan sonra 9K’lık uzun ve dik bir inişi aşmak gerekiyordu. İniş boyunca irili ufaklı taş yollardan dikkatlice inmek ve takılmamak benim için oldukça önemliydi. Trail antremanları ve yarışlarında geliştirmem gereken ve en kötü noktam muhtemelen inişlerimdir. Ayak numaramın 47.5 olması sebebiyle bu zamana kadar maalesef istediğim trail ayakkabılarına kedinin ciğere baktığı gibi bakıyor, sadece bulabildiklerimle yetiniyordum. Türkiye’de maalesef büyük numara ayakkabıları sadece Nike ve – nadir de olsa – Salomon getiriyor. Bu sebeple 5-6 senelik koşu geçmişimde kullanabildiğim tüm trail ayakkabılarım Nike marka olmuştu. Maalesef Nike tabanları gereği özellikle kuru ve kaygan topraklı yollarda, sanki bir buz pisti edasıyla çok kaygan oluyor. Sırf bu yüzden inişlerde kaç kere kayıp düştüğümün sayısını dahi bilmiyorum. Ancak şansıma bu yarışta, ilk kez numarasını bulup, aldığım Salomon Sense Ride 4 modelini kullanıyordum. Yarışın ilk dakikasından bu yana Nike ayakkabılarıma nazaran çok yüksek seviyede toprağı tutan ve bunu bana hissettiren bir ayakkabıydı. Ayakkabının da vermiş olduğu hafif bir özgüven ile Sanayi’ye doğru hızlıca inişe geçtim. Belirli bir yorgunluk seviyesinden sonra tırmanışları, inişlere tercih etmek sanırım ultraların bir cilvesi. Ancak iniş esnasındaki temiz ve güneşli hava ile birleşen mükemmel bir deniz manzarasının yorgunluğuma eşlik etmesi, bu inişi bir nebze de olsa çekilir kıldı. Uzun ve bitmeyen bir 9K’lık inişin ardından, toplamda 42K’yı devirmiş olmanın mutluluğuyla 12:12’de Sanayi CP’sine giriş yaptım. Hızlıca eksilen suyumu doldurup, küçük parça muz, kaşar peyniri ve sodayı mideme indirip sıcak havayı daha fazla hissetmemek ve dağların gölgesine sığınmak adına kontrol noktasından ayrıldım. Mideme adeta tıkarcasına yediğim için bir yandan yürüyüp bir yandan da Sanayi durağını geçtiğimi bildirmek ve Dedepınar’da görüşmek üzere eşimi görüntülü aradım. Mehmet Ali Ok’un “13:30 da gelebilir misin?” sorusu sanırım beynimdeki oksijen seviyesiyle birlikte kendimle yeni bir kapışmanın kapılarını araladı. Artık hedefim 13:30’a en yakın sürede Dedepınar’a ulaşmaktı. Bu arada koşu “Challenge”ı dediğimiz anda güzel insan, ultraların fatihi Turgut Baş’ı anmamak olmaz 🙂

Dedepınar’da yemek ve su ikmalimi yapıyorum

Sanayi’den Dedepınar’a kadar olan yaklaşık 8.5K’lık mesafenin ilk 5K’lık kısmı 500m+ kazanımlı sert bir tırmanış içeriyordu. Deniz seviyesinden, yine zirveye kadar tırmanılan bir segment olması sebebiyle sıcaklığın direkt olarak düştüğü tırmanırken rahatlıkla hissediliyordu. Yarıştan bir gün önce, baton konusunda tereddütlerim varken Mehmet Ali Ok’u dinleyip yanıma aldığım batonlarımın yararını sanırım en fazla bu bölümde gördüm. Sakin ve kontrollü bir şekilde, sadece anda kalmaya çalışarak bu tırmanışı düzgün bir şekilde bitirdim. Uzun tırmanışlar herkesin bildiği üzere, hem bedenen hem de mental olarak bazı zamanlar yıpratıcı olabiliyor. Böyle süreçlerde tırmanışın ne zaman biteceğini düşünmeyip zihni farklı noktalara odaklamak ve anda kalmak daha kolay atlatmaya olanak sağlıyor. Kullandığım saate rotayı daha önceden yüklemiş ve olası kaybolmalara karşı önlemimi almıştım. Ancak bu sene, rotayı başlattıktan sonra, saatin, parkuru “yokuş” ve “iniş” olarak eş zamanlı segmentlere ayırdığını görebildiğimi farkettim. Böylece yokuşun ya da inişin ne kadar uzunlukta ve ne kadarlık bir eğime sahip olduğunu görebiliyor, buna göre batonlarımı açıp ya da toplamaya rahatlıkla karar verebiliyordum. Teknolojinin nimetlerinden faydalanmak gerekiyor 😎

Gözlere 50KM’lik yorgunluk – Sevgili eşim Fatma
Ben gidiyorum hoşçakalın

5K’lık tırmanış sonrası irili ufaklı tırmanışlar olsa da Dedepınar’a kadar rahat ve huzurlu bir iniş yaparak 13:35 civarlarında ulaştım. Hedefimin 5dk gerisinde kalmış olsam da sevgili eşim Fatma, Mehmet Ali Ok ve eşi Hayriye ve Metin Özvarna’nın eşi Işın’ı görmenin mutluluğu paha biçilemezdi. Artık 50K devrilmişti ve yarışın çok önemli bir bölümünü tamamlamıştım. Yemek ve mineral planına sadık kalarak, kaşar, muz ve soda üçlüsünü mideme indirdikten sonra sularımı yenileyip bir tanesine wup elektrotit karıştırarak, son kontrol noktası olan Çamlıbel için kendimi hazırladım. Eşimle biraz sohbet ettikten sonra artık finish’te görüşmek üzere sözleştik. Mehmet Ali Ok’a birkaç poz verdikten sonra, bana göre en zor ve tatsız bölüm olan Çamlıbel’e doğru yol almaya başladım.

Çamlıbel’e doğru yola çıkarken. Patikaya giriyorum

Dedepınar’dan çıktığım anda, dar ve çamurlu bir patika beni karşıladı. 2K’lık bu inişi kontrollü olarak tamamladıktan sonra 3K’lık sert bir tırmanışa başladım. Artık 52K’yı devirmiş ve ayaklarımdaki yorgunluğu iyiden iyiye hissetmeye başlamıştım. Tırmanışlarımın yavaşladığını ve nabzımın çok daha hızlı yükseldiğini görebiliyordum. 55. Km’ye kadar batonlarımın yardımı ile tırmanıp, iniş için hazırlanıyordum. Ancak bu iniş yüksek eğim eşliğinde, yer yer büyük, sert ve kaygan taşlarla ve bodur zeytin ağaçlarıyla kaplıydı. Parkurun bu bölümünde, 3 kişi arka arkaya koşuyor ve olabildiğince kontrollü geçmeye çalışıyorduk. Ne yazık ki bir anda ayağım büyük bir taşa takıldı ve çok sert bir şekilde yüz üstü yere – tam anlamıyla – çakıldım. Sanırım o korku ile yüksek bir sesle bağırdım ve birlikte koştuğumuz koşucu arkadaşlar sesimi duyarak bana yardım etmek için geri döndüler. Yüzlerindeki korkuyu da görebiliyordum. İlk şoku atlattıktan sonra vücudumda hasar olup olmadığını anlamaya çalışıyordum. Sağ diz ve sağ omzumu taşa sürtmüş, kanatmıştım. Sağ göğsümü de yere vurmuş hafif bir kaburga ağrısı hissediyordum. Ancak suluğum beni korumuş ve hava yastığı görevi görmüştü. Ayrıca en fena olanı, sağ kaşımda da hafif bir acı hissediyordum. Yardım eden arkadaşlar sağolsun, beni ayağa kaldırıp başımda bir şey olmadığını söylediler. Muhtemelen düşerken yerden seken bir taş sağ kaşımın üzerine isabet etmişti. Kendilerini de fazla yollarından alıkoymamak adına gitmelerini rica edip, başımın çaresine bakabileceğimi belirttim. Üzerimde büyük bir korku oluşmuştu ve maalesef her adımımda bu şok ve korkuyu hissedebiliyordum. 3-4 dk geçmesinin ardından biraz kendime gelmiş ve nispeten kanayan yerlerimi nasıl yıkayabileceğimi düşünüyordum. 1-2K sonra karşıma çıkan hafif dere yatağında, kanayan, çamurlu yerlerimi ve yüzümü soğuk su ile temizleyebilmiş bir nebze de olsa durumu normalleştirebilmiştim. Artık korkuyu bir nebze olsun kenara bırakıp, yarışın geri kalan kısmını hızlıca bitirmeye odaklanmalıydım. Korkulu iniş, sonunda tamamlanmış, tekrar tırmanışa geçme ile vücudumda dolanan adrenalini hafif hafif kontrol altına alabilmiştim. Birkaç irili ufaklı tırmanış ve inişten sonra 60K’yı devirmiş, son köye ulaşmıştım. Sıra artık, o meşhur, uzun, köy tırmanışındaydı. 1K boyunca ucu görünmeyen ve dönemeçli yollarla bezeli o köy tırmanışının yarış için artık son tırmanış olduğunu biliyor ve tırmanış tempomu koruyarak yoluma devam ediyordum. Artık bu tırmanışı da tamamlamış, önümdeki son 1K’lık sert inişi kontrollü bir şekilde geçerek – hala düşmenin verdiği korku üzerimdeydi – Çamlıbel’e ulaştım. Düştüğümde ezilen suluğumdaki su büyük bir oranda dökülmüş, geri kalan suyu da son köy tırmanışında tüketmiştim. Açıkçası Çamlıbel’de hedefim, son 3K için az da olsa su ikmali yapmak ve finish’e dinç gelmekti. Maalesef Çamlıbel’de herhangi bir destek noktası olmadığını oraya geldiğimde hatırlamıştım. Aklımdaki kötü düşünceleri ve susuzluğumu Çamlıbel’de bırakıp, numaramı hızlıca görevlilere göstererek yoluma devam ettim. Son 3K, asfalt ve inişli bir yol olsa da ayaklarımda tempo yapacak enerji yoktu.  Uzun yarışların en güzel zamanları, finish’teki anonsların sesini duyduğum anda başlıyor. Sesler arttıkça artık çok yaklaştığımı hissediyordum. Gelen sesleri takip ederek, son enerjimle kendime çeki düzen verip – fotoğraf her şeydir – finish’e gayet dinç bir şekilde girdim. Sonunda, 9 saat 5dk süren bu 66K’lık serüveni mutlu bir şekilde tamamladım.

Yarış organizasyonu bu sene de benim açımdan sınıfı geçti, hatta beklentilerimin üzerine çıktı. Ultramaraton yarışında, biz katılımcıların daha iyi bir yarış deneyimi için organizasyondan beklediğimiz belli başlı önemli kriterler oluyor. İda Ultra için de sabah start noktasına olan ulaşımın organizasyonu, işaretlemeler, organizasyon için sponsor otelin yeri, CP noktalarındaki ikmal destekleri ve finish organizasyonu oldukça başarılı ve sorunsuzdu. Tek olumsuzluk olarak görünen, bazı işaretlerin, belli ki birileri tarafından koparılmış ve yere atılmış olmasıydı. Bu noktada teknolojiye güvenip artık yola rahatlıkla devam edilebiliyor. Ayrıca cut-off’a takılmadan finish’e ulaşan tüm 110K ve 66K katılımcılarına, organizasyon tarafından finisher poları veriliyor. Oldukça kaliteli ve kullanışlı bu polarlarla yapılan bu küçük jest bile organizasyonunu bir adım öne taşıyabiliyor. Geçmiş yıllarda da katılıp alabildiğim İda Ultra polarlarımın yanına bu sene de başarılı bir şekilde üçüncü polarımı da ekleyebildim. Diğer bir yandan yarış bölgesi Güre’ye İstanbul’dan yaklaşık 4-5 saatlik bir araba yolculuğu ile ulaşılabilir olması, ek bir avantaj oluşturuyor. Özetle; İda Ultra’yı, patika koşularına gönül vermiş insanların en az bir kere bu parkuru tatması gereken, benim açımdan da her sene büyük bir heyecanla beklediğim, zevkle koştuğum ve mutlu ayrıldığım nadir organizasyonlardan biri olarak tanımlayabilirim.

CP’lere Geliş Sürelerim ve Hedef Saat Aralıkları

Yarış Boyunca Kullandığım Malzemeler:

  • Ayakkabı: Salomon Sense Ride 4 Mavi
  • Çanta: Salomon Adv Skin Set 12 Kırmızı
  • Şort: Nike Flex Stride
  • Tişört: Decathlon Run Dry+
  • Baton: Aonijie E4201 130cm Katlanabilir

Yarış Bilgileri

Download file: ida-half-ultra-66K.gpx

8 Yorum

  1. Fatma Fatma

    Sevgili eşim,

    Bu güzel yazıyla İda heyecanını tekrar yaşattın… Ayağına, emeğine, nefesine sağlık, yine çok güzel kostun! Parkurun hakkını da verdin keyfini de çıkardın.

    Her zaman, her yerde – CP olan her yerde tabii 🙂 -yanındayım…

    Yanımızda olan dostlarımıza da çok teşekkürler, iyi ki varlar 🙂

    Sevgiler.

  2. Nefis bir blog yazısı olmuş, bu sene orada olamadığım İda’yı bize yaşattığın için teşekkürler…

  3. Alpay Dede Alpay Dede

    Erdicim tebrikler! harika parkur, harika kosuyu güze bir yazıyla taçlandırmışsin,keyifle okudum , saglikla nice kosulara..

  4. Onur Azcan Onur Azcan

    Erdicim, harika bir parkurda çok keyifli bir yarış olmuş, yazını da bir o kadar beğendim tebrik ederim. Memleketimde düzenlenen bu müthiş ultraya hiç katılmamış olmanın üzüntüsünü tekrar duydum, bir yandan da sayende motive oldum. Seneye İdada birlikte koşmak dileğiyle, sevgiler..

  5. Mali Mali

    Tekrar tebrikler Erdi. Şahane koştun, şahane de yazmışsın ? Birlikte koşacağımız nice yarışlara, sevgiler .. ?

  6. İlknur Karaman İlknur Karaman

    Erdi’cigim tebrik ederim hem yarış hem de bu güzel blog yazısı için. Okuduğumda sanki oradaymış hissine kapıldım. Tutkunun peşinden böylesine istikrarlı bir şekilde gidiyor olman ayrıca takdire şayan.

  7. Turgut Baş Turgut Baş

    Sahane. Kosmussun belliki kosmamis yarışı yaşamış sın ve cok guzel aktarmissin kaemine sağlık tekrar trail kosacak kivama geldiğim zaman insallah tekrar beraber koşarız cok ozendim özledim oraları

  8. Erhan Çetin Erhan Çetin

    Beğenerek okudum, Girişteki edebi dil , yazının nasıl geçeceği hakkında da fikir veriyordu zaten. Eline , ayağına sağlık. Nice ultralara !!!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir